Klasik felsefe geleneğinde dış dünyadaki hakikat ile insanın ona ilişkin bilgisinin örtüştüğü düşünülmüştür. Buna karşın Kierkegaard sistematik biçimde insan tecrübesini felsefesinin merkezine taşıyarak hakikat arayışını öznelleştirmiş ve “varoluşçuluğun babası” olarak isimlendirilmiştir. Bu tecrübe, insanın var olmanın yüküyle birlikte taşıdığı özgürlüğü, kaygıyı, kaçınılmaz seçimlerini ve daha birçok yönünü içeren bir tecrübe biçimidir. Onun iddiasına göre filozoflar nesnel tanımlamalar ve argüman arayışlarıyla insanın biricikliğini, duygularını ve varoluşsal ikilemlerini gözden kaçırmışlardır.
Kierkegaard’ın yenilikçi yönü yalnız “özne” meselesiyle sınır kalmamış, yarattığı kavramsal dönüşümlerde de kendini göstermiştir. Bu bağlamda bazı felsefî kavramları kendi düşüncesi doğrultusunda yeniden anlamlandırırken Hristiyan geleneğine ait kimi temel kavramları da özgün bir bakış açısıyla yorumlamıştır. Söz konusu kavramlar Tanrı karşısında bir “ben” olma fikrini doğurmuş, insan için içsel bir yüzleşmenin gerekliliğini ortaya koymuştur. Böylece onun kavramsal çabası teorik bir zeminde kalmaktan ziyade insanın varoluşunu tayin eden bir konuma erişmiştir. Kierkegaard’ın düşüncesinde insan, yalnızca düşünen bir varlık değil, seçim yapan, kaygı duyan, umutsuzluğa düşen ve nihayet Tanrı karşısında kendisini inşa etmeye çalışan bir benliktir. Bu kitap onun felsefesinde yeniden anlam kazanan kavramların izini sürerek söz konusu varoluş mücadelesini ve yarattığı tarihî kırılımı görünür kılmayı amaçlamaktadır.



Değerlendirmeler
Henüz değerlendirme yapılmadı.